22/4/2007

Aklınızı Başınıza Getiren Öneriler

h1

Mümin Sekman’ın hazırladığı “Bu hafta beynine iyi bak!” adlı “Beyin Kullanma Kılavuzu” kitapçığından birkaç alıntı:


* Beyin, açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı alırken dışarıda ‘volta’ atmayı deneyebilirsiniz.


* Beyin, örneklerle akıl yürütür. Kararsız kaldığınızda “Atatürk benim yerimde olsaydı ne yapardı?” diye düşünün.


* Yabancı bir dil öğrenme ve ezber, beyni güçlendirir. Her gün birkaç yeni kelime öğrenin, sözlük okuyun, alışveriş listesi ve telefon numaralarını ezberleyin.


* Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta sudoku olmak üzere bulmaca ve satranç gibi oyunları kullanabilirsiniz.


* Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.


* Zihinsel zevklerinizi zenginleştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş kitabından, birkaç cümle okuyun.


* Güzel bir resme bakın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeylerle gelişir. Beyninizi ‘güzel’ şeylerle besleyin. Sevdiğiniz bir müziği gözleri kapalı dinleyin.


* İyi bir uyku, kaliteli bir beynin temelidir. 24 saati geçen uykusuzluk sarhoşluğa benzer bir şekilde beyin fonksiyonlarını etkilemektedir.


* Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Odanızın penceresini açıp kendinize bol bol ‘birinci el’ oksijen ısmarlayın.


* Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin.


* Kullanılmayan organ körelir. Sürekli TV seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, beyninizi geliştirmez.


* Beyin diyeti yapın. Beynimiz “garbage in garbage out” ilkesine göre çalışır. Yani beyninize çöp girerse, beyninizden çöp çıkar. Beyninizi neyle beslediğinize, midenizi neyle beslediğiniz kadar dikkat edin.


* Hayatınızın en büyük kararlarını alırken ‘kafadan’ değil, kâğıt üzerine ne yapacağınızı yazarak hesaplayın.

22/4/2007

Tüm Sorunlarınızı 10 Adımda Çözün

h1

Bir sorunla ilgilenirken ne kadar düzenli ve sistemli çalışırsanız, çözüm aşamasında o derece olumlu ve yaratıcı olursunuz. Sistemli düşünmek için, 10 adımdan oluşan bir yöntemden yararlanabilirsiniz. Bu yöntemle, yaratıcılığınızı dahilik seviyesine çıkarırsınız.

1. Dilinizi olumsuzdan olumluya çevirin. “Sorun” sözcüğü yerine “durum” sözcüğünü kullanın ya da bunu bir mücadele ya da fırsat olarak adlandırın. Satış başarısız olursa, “Aslında, ilginç bir mücadele. Bu duruma bir daha düşmemek için satış becerilerimi geliştirmek adına iyi bir fırsat,” gibi bir ifade kullanabilirsiniz.

2. Durumunuzu ya da çektiğiniz zorluğu açıkça tanımlayın. Karşı karşıya olduğunuz güç durum tam olarak nedir? Stresli ve endişeli olmanızın nedeni nedir? Sizi kaygılandıran nedir? Neden mutsuzsunuz? Bunları ayrıntılı ve açık bir biçimde yazın.

3. “Başka ne sorun var?” diye sorun. Yüzeysel bir yanıtla yetinmeyin. Bir belirtiyle konudan sapmak yerine, sorunun kökenine inmeye çalışın. Soruna farklı yönlerden yaklaşın.

4. Kendinize “Minimum sınır koşullarım neler?” diye sorun. Çözümün başarması istenen şey nedir? Çözüm nelerden oluşmalıdır? Bu soruna yönelik ideal çözümünüz nasıl bir şey olabilir? Parametrelerinizi açıkça belirleyin.

5. Farklı olası çözümleri sorununuzla karşılaştırmak suretiyle hem en iyi çözümü, hem de ideal çözümünüzü seçin. Mevcut koşullar altında ve içinde bulunulan zamanda yapılacak en iyi şey nedir?

6. Kararınızı uygulamadan önce, “Bu karar işe yaramazsa olabilecek en kötü şey nedir?” diye sorun. Hedefinize ulaşmak için herhangi bir para ya da emek harcamadan önce, kararınızın tamamen başarısızlıkla sonuçlanması durumunda ne olacağını değerlendirmeniz gerekir.

7. Kararınızı ölçümleyecek bir sistem kurun. İlerleme kaydettiğinizi nasıl bileceksiniz? Başarıyı nasıl ölçeceksiniz? Bir çözümün başarısını başka bir çözümün başarısıyla nasıl karşılaştıracaksınız? Başarıyı nasıl tanımlayacaksınız? Başarıyı ölçülebilir kılın; sonra da düzenli olarak gözlemleyin.

8. Kararı uygulama sorumluluğunu üstlenin. Yaratıcı fikirlerin çoğu asla yaşama geçirilemez; çünkü kararı uygulama sorumluluğu hiç kimseye verilmemiştir.

9. Son tarihi belirleyin. Son tarihi olmayan bir karar, anlamsız bir tartışmadan ibarettir. Çok önemli bir kararsa ve uygulaması zaman alacaksa, bir dizi kısa vadeli son tarih ve bir raporlama programı belirleyin.

10. Harekete geçin. İşe başlayın. Haydi! Aciliyet duygusu geliştirin. Açıkça tanımlanmış hedefleriniz doğrultusunda ne kadar hızlı ilerlerseniz, o kadar yaratıcı davranır; o kadar çok enerjiye sahip olur, o kadar çok öğrenir ve gelecekte daha da fazlasını elde etmek için kapasitenizi o kadar hızlı geliştirirsiniz.

Dünya, muhteşem fikirleri olan yaratıcı bireylerle doludur; ama hemen hepsi uygulamaya gelince başarısız olmaktadır. İşte, diğerlerine üstünlük sağlayabileceğiniz nokta burasıdır. Gelecek, yalnızca düşünmekle yetinmeyip harekete geçecek ve fikirlerini gerçeğe dönüştürecek yaratıcı azınlığın olacaktır.

Şimdi, bu fikirleri yaşama geçirmek için hemen yapabileceğiniz üç şeyi sunuyoruz.

Birincisi, bugünkü en büyük sorununuzu ya da kaygınızı düşünüp kendinize şunu sorun: “Sorun tam olarak nedir? Ne için kaygılanıyorum?”

İkincisi, durumunuzu yaratıcı bakış açısıyla analiz edin ve kendinize şunu sorun: “Sorunun diğer yönleri neler?” Bazen gerçek sorun, sizin düşündüğünüz şey olmayabilir.

Üçüncüsü, karar verin; herhangi bir karar. Sorumluluk verin ya da alın. Daha sonra, fikirleriniz için harekete geçin. Sorunlarınızı çözmek için ne kadar çok çalışırsanız, o kadar zekice davranırsınız.

Kaynak: www.kisiselbasari.com

 

7/4/2007

Bahise İlişkin En Önemli 10 Yanlışlık

h1

Çözüme ulaşmak için yapılması gereken ilk şey problemi tanımlamaktır. Bu yazı birçok bahisçinin sık sık düştüğü yanlışları özetlemektedir. Bu görüşlere kişisel deneyimlerimin yanısıra, başarılı ve başarısız birçok bahisçi ile yıllardır süregelen bağlantım altyapı oluşturmaktadır.

Buradaki amacım, bu genel hataların üstünden geçerek sizlerin başarılı bahisçiler olabilmesi için katkı sağlamaktır.

1) Sadece bahis amaçlı ayrı bir hesap/kasa kullanmamak

Birçok bahisçi, düzenli, uzun ömürlü ve baştan sona aynı kalitede devam ettirilebilir bir kazanç yaratabilmek için diğer tüm harcamalarından ayrı olarak sadece bahis amaçlı kullanılacak bir hesabı bulunması gerektiği gerçeğini anlayamamıştır.

Hangi metodu ya da sistemi kullanırsanız kullanın, kimi takip ederseniz edin, ancak , sadece bahis için ayrılmış bir kasanız bulunduğu takdirde daha iyi durumda olacaksınız. Bu kasayı diğer harcamalarınızdan ayrı tutmalı ve olası tehditlerden korumalısınız. Böylece bahisleriniz için karar verme sürecinde birçok duygusal baskıyı ortadan kaldırmış olacaksınız. Unutmayın duygular bütün bahisçileri tehdit eden bir faktördür.

Bahis kasanız doğal olarak tamamen içinde bulunduğunuz ekonomik şartlarla ve bu iş için ayırabildiğiniz nakitle bağlantılı olacaktır. Şartları zorlamayın, sahip olmadığınız parayı riske etmeyin.

Bahisçilerin çok büyük çoğunluğunun ortak hatalarından biri de , kazançlarını tasarruf ettikleri yada eksilen kasalarını destekledikleri bir yan kasa oluşturmamalarıdır. Genelikle tamamen plansız ve cebindeki paraya bağlı olarak yapılan bahisler bir süre sonra kişiye telaffi edilmesi güç yüksek riskler olarak dönmektedir.

Profesyonel yaklaşıma sahip bir bahisçi ise bahis amaçlı kullanacağı, rahatça karşılayabileceği bir miktar anaparayı (kasa) sadece bu iş için ayıracak ve en iyi kullanım yolunu belirleme yoluna gidecektir.

Yan kasamızla desteklediğimiz ve sabitlediğimiz kasamızla beraber, şimdi başarısızlığın sıradaki sebebine geçiyoruz.

2) Doğru riskler alamamak

Bahis için ayırdığınız kasanızın sınırlı olduğunu anlamanız çok önemli. Sonsuz derinlikte kaynaklarınız yok. Bahis doğası gereği riskli bir iştir. Bu riskler arasında düşük isabet oranı ve uzun kayıp serileri olacaktır. Bahis kasanız ve aldığınız riskler kullandığınız metoda göre ayarlanmış olmalıdır.

Öncelikle, kendinizi ortalamanın altında bir kayıp zinciri olasılığına karşın hazırlamalı ve kasanızda böyle bir durum için yeterli birim bulundurmalı, risklerinizi buna göre almalısınız.

Doğru/sistemli bir risk yönetimi ve matematiksel gerçekler olağan dışı gerçekleşen olumlu ve olumsuz serilere vereceğiniz duygusal tepkilerinizin üstesinden gelmenize yardımcı olacaktır.

3) Kayıpların peşine düşmek

Kayıpların peşine düşmek ilk etapta en sonunda kar getirmesi olası garanti bir yol gibi gözükse de, aslolan, bu yöntemin bir işe yaramadığıdır.

Tek amacı kayıplarını geri almak olanlar bahislerinde değer olgusunu aramak istemeyen, yeterli donanıma sahip olmayan bahisçi tipidir. Her müsabakaya bahis yapmak zorunda değilsiniz. Zararla geçen bir günün ardından, kayıpları geri alma amacıyla bahis yapmaya devam ederseniz doğru karar verme mekanizmasından yoksun bir şekilde , sadece bahis bürolarına çalışmış olursunuz.

Birçok bahisçi, kayıpla geçen bir günün ardından aldığı son riski tamamen kayıpları telaffi etme yönünde ayarlar, büroların sizden istediği de budur zaten. Dikkat ederseniz, günün son yarışı/müsabakası/maçı genellikle tahmini en zor olandır. Her gün olduğu gibi yarın ve ertesi gün de maçlar olacak, kayıplarınızı geri almak için acele etmeyin . Önemli nokta, fırsatları kollamak ve sadece şartlar sizin istediğiniz gibiyken bahis yapmaktır. Yaklaşımınızı asla değiştirmeyin ve soğukkanlı olun, akılcı riskler alın, maçlar bitmez unutmayın.


4) "Değer" yargılamasından yoksun olmak

Bahiste uzun soluklu başarı için değer yargılaması yapabilmek şarttır.Uzun seriler sonunda karda olabilmeniz için girdiğiniz bahislere verilen oranlar, aslında gerçek kazanma ihtimaline göre yüksek verilmiş olmalıdır. Uzun süreli olarak bunu yapabilmek için risk aldığınız her müsabakaya özel olarak konsantre olmalı ve değerli bahisleri görmeye çalışmalısınız.

Her müsabakada değerli bahisler yer almaktadır, işin anahtarı bu seçimlerin nerede olduğunu görmekten geçer. Unutulmaması gereken bir diğer konu, yüksek oran yüksek değer demek değildir. Değer yargılaması biraz kişisel olmakla beraber, hangi bahisin hangi oranda değerli olduğunu görebilmek için deneyim ve dikkat şarttır.

Herkesin durumlar karşısında öngörüleri vardır, sonuçta bahis dediğimiz şey görüşlerin çarpıştığı bir oyundur, hiç kimse her zaman doğru ya da yanlış olamaz. Doğru seçimleri yapamazsanız "değer" kullandığınız en pahalı sözcük olabilir. Hakettiğinden daha yüksek oranlara sahip seçimler değerlidir şeklinde özetlediğimiz eski klişe doğrudur ancak bu işin sadece küçük bir kısmını oluşturur. Buna ek olarak, doğru şekilde doğru seçimlere bahis yapmalısınız, ancak bu yolla bahis kasanızı koruyabilirsiniz.

Bahislerinizde değerli olanların oranını artırmak için çabalamalısınız. Değerli gördüğünüz bir seçime karşınıza çıkan ilk orandan bahis yapmaktansa, diğer büroların size ne önerdiğini kontrol edin, genellikle en yüksek oranı verecek olan exchange büroları unutmayın.

Oranlarda küçük ve değersiz gözüken ondalık değişimler uzun vadede kar miktarınıza hatrı sayılır bir katkı sağlayacaktır.

5) Kısa sürede zengin olma isteği/hırsı

Birçok bahisçi küçük masraflarla hayatlarını değiştirecek , büyük getiriler sağlayacak bahisler peşinde koşmaktadır. Bürolar sizin bu açığınızı çok iyi biliyor ve sizi bu yönde bahisler yapmanız konusunda cesaretlendiriyor. Küçük miktarlar riske ettiğiniz yüksek oranlı kombinelerden bahsediyoruz.

Profesyoneller ise çok nadiren kombine bahislere para ayırırlar. Birçoğu sadece tekli seçimler ile kombinelerden uzak durur. Bürolar kurnazca isimlendirdikleri değişik türden kombine olanaklarıyla ( Lucky15, Yankee, Goliath vs.) sizi bu yönde bahis yapmaya teşvik ederler, unutmayın kombinenize eklediğiniz her seçim büroların kar oranını arttırır ve bu sadece onların işine gelir. Tabii ki oran yükseldikçe sabit riskle kazanabileceğiniz olası getiriniz de artacaktır ancak uzun vadede kasası yavaşça eriyen yine siz olacaksınız.

Eğer doğa üstü güçleriniz yoksa ya da çok çok şanslı bir insan değilseniz hangi tür kombinelerin daha faydalı olduğunu tartışmak zaman kaybından başka bişey değildir. Tekli bahisler çoğunlukla en mantıklı seçenektir.

Bahis işine kısa zamanda zengin olabilme yöntemi olarak yaklaşamazsınız. Bahiste başarı için uzun soluklu düşünmek şarttır. Hangi büroya giderseniz gidin, özel promosyonların çoğunda minimum bir oran ya da kombine şartı arandığını göreceksiniz. Bahis büroları sizden kombine bahisler yapmanızı beklemektedir, çünkü siz kombine yaptıkça onların kar oranlarındaki artış hız kazanmaktadır.

6) Disiplinden yoksun olmak

Para kaybetmenize sebep olan hobinizi kazançlı bir uğraşa çevirebilmek için aşılması gereken en güç engel disiplinsizliktir. Bahis büroları da bu durumun farkındalar. İşte bu yüzden hemen her büroda, lotolar, top oyunları, kart oyunları, adını bile duymadığınız liglere, yarışçılara açılan bahisler, ve hatta sanal yarışlar müsabakalar yer almaktadır.

Birçok bahisçi sadece heyecan olsun diye anlamsız oyunlara dahil olurlar ve sonunda kazanan yine bürolar olur. Yukarıda bahsi geçen oyun türlerinde çok çok nadir olarak kazananlar olacaktır bu da sistemin büroların istediği şekilde işlemesine yol açmaktadır.

Bu tuzaklara düşmeyecek kadar becerikli usta diyebileceğimiz bahisçiler bile zaman zaman bu tür yanılgılar içine girerler ve çok çaba sarfederek sahip oldukları kazançlarını eğlence uğruna bürolara teslim etmektedirler.

Yeri geldiğinde bahis yapmamak disiplin gerektirir. Doğru olmayan ya da hakettiği değerden düşük orana sahip bahisten uzaklaşmak için disiplinli olmalısınız. Eğlence amaçlı gereksiz bahisler yapmamak için disiplin şarttır. Paranızı cebinizde tutabilmek için disiplinli olmaktan başka çareniz yok.

Bahisçiler çok çeşitlilik gösterir. En keskin , akılcı tabir ettiğimiz bahisçiler bile disiplinsizliğin sebep olduğu tuzaklara düşebilmektedir. Kazançlı bir periyodun ardından, bu kazancı nasıl elde ettiklerini unuturlar, aşırı güvenin getirdiği tembellik ve disiplinsizliğe teslim olurlar.

Uzun vadede başarılı bir bahisçi olabilmek, akıntıya karşı yüzmeye benzer. Olduğunuz yerde kalabilmek için çok çaba sarfetmelisiniz, çok çok daha fazla çaba ise ileri hareket edebilmeniz için gereklidir. En ufak bir gevşeklik ya da rahatlama hissi sizi başladığınız noktaya ya da daha kötü durumlara sürükler.

7) Duygular


Bahis yalnız oynanan bir oyundur.Aynı zamanda ustalık gerektirir. Duygular birçok yolla başarıyı sabote eder. Kendinizi rahatlatmak amacıyla koyun gibi düşünmek gerekirse, hatalı olduğunuzda bu sizin suçunuz değildir, çünkü herkes sizinle aynı şeyi yapmaktadır. Bahis söz konusu olduğunda ise, piyasanın arz talep kanunları uzun vadede tüm koyunların kırkılacağını dikte eder. Duygular disiplini nötralize eder.

Bir diğeriyle bağlantısı bulunmayan herhangi bir yarışın/maçın/müsabakanın sonucu bir öncekine ya da sonrakine tesiri yoktur. Müsabakalar tek başına değerlendirilmeli ve diğerleriyle mümkün oldukça bağlantı kurulmamalıdır. Hepimiz duygularımızı bu işe dahil etmekteyiz ancak piramidin en tepesindekiler bu işi bir sanata çevirebilmiş ve duygularını maksimum kontrol altına alabilmiş olanlardır.

Bahisçilerin %95'i duygularının etkisinde kusurlu hareket eder. Bir seçime, sporcuya antrenöre ya da tipster'a körü körüne bağlanıp olası bir kazancı kaçırmak korkusuyla bahis yapmak duygusal hareket etmekten başka bir şey değildir.

Birçok bahisçi kendilerinden rahatsızlık duyar, başarılı ve kazançlı olmak onlara uzakmış gibi hissederler. Duygularıyla hareket eden bahisçiler verimsiz geçen dönemlerde kontrolü kaybeder ve kazandıkları bahislerde bile gerçekleşmesi gereken kazancı elde edemezler. Kayda değmeyen sistemlerle ve stratejilerle gereksiz efor kaybına girerler. Bahiste duygularınızı kontrol edebildiğiniz ölçüde başarılı olabilirsiniz. Oyundaki herkesi kendinize düşman kabul etmeli ve zar zor kazandığınız parayı sizden almaya çalışan kişiler olarak görmelisiniz. Duygularınıza hükmetmeyi öğrendiğinizde bahislerinizden kazançlı çıkabilmek için önemli adımlardan birini atmışsınız demektir.

8) "Çimen daha yeşil gözüktüğünde.."

Diğer taraftaki çimen nadiren daha yeşildir. Birçok bahisçi yaklaşımlarını ve metodlarını çok sık değiştirirler, hiçbir metoda kendini ispatlaması için yeterli süreyi vermezler. Başlangıçta işe yarayan bir strateji bulduklarında dahi ard arda birkaç başarısız sonuç geldiğinde bu sistemden vazgeçme yoluna giderler.

Bu tür bahisçiler bir çok oyuncakla aynı anda tanışan çocuklara benzerler.Hiçbir metoda başarılı olabilecek düzeye gelene kadar sahip çıkmazlar. Her zaman çimen diğer tarafta daha yeşil diye düşünürler. Bahislerinde uzun ömürlü tutarlılık göstermezler, hali hazırda değerlendirdikleri sistemden, daha iyisini bulabilmek amacıyla sapmalar gösterirler.

9) Tembellik

Çoğu bahisçi tembeldir!

Kutsal bir doktrinmiş gibi, birçok bahisçi zayıf planlama ve yetersiz araştırma alışkanlıklarına sahiptirler. Bahiste başarılı olmanın şartı olan çok çalışmayı ve saatler harcamayı reddederler. Doğru oyuna yatırım yapmayı ve kazanmayı reddederler. Bahisten para kazanmak zor bi iştir ve çok çaba sarfetmeyi gerektirir. Eğer kolay olsaydı herkes bu işle uğraşırdı. Ya kendiniz çok çalışacaksınız ya da bunun için birini tutacaksınız.

Normal insan eğilimi, minimum eforla bir işten sıyrılmaya dönüktür. Tembel bahisçiler bürolar için savaşta ilk feda edilen zararsız askerler gibidir, onları yok etmek çok kolaydır. Seçimlerini yaparken hiçbir efor sarfetmeyen , en ufak araştırmadan bile kaçınan kişilerin başarılı olmasını beklemek yersizdir.

Benim felsefem çok basit, büro çalışanları, araştırmacılar ya da olasılık hesaplayan analizciler bir bahise 3 saat zaman ayırıyorsa onlardan üstün duruma gelebilmek için benim 6 saat çalışmam gerekiyor demektir.

Ünlü golfçü Gary Player , "Ne kadar çok çalışırsam o kadar şansım artar." demiştir. Bu söz golfte olduğu kadar bahiste de geçerlidir.

10) Aptallık

İlginçtir , çoğu bahisçi kendi hatalarından yeni şeyler öğrenme konusunda yetersizdir. Yıllar boyu aynı basit hataları tekrarlar dururlar. Bu saf aptallık değildir de nedir?

Bahisteki performansınızı sürekli olarak hatalarınızdan yaptığınız çıkarımlarla geliştirmek için çabalamalısınız. Bürolar yıllardır size gülüyor olabilir ancak, yüzlerindeki bu gülümsemeyi silmek için gerekli güç içinizde mevcut, unutmayın.

 

 

Kaynak: http://www.bahisklavuz.com

 

 

6/4/2007

BİRİSİNEMENSUP

h1

Gidiyorsun biliyorum. Küçük ve kırık adımlarla uzaklaşıyorsun yanımdan. Ürkek bir keçi yavrusu kadar sessiz gidiyorsun. "Kaçar gibisin" diyesim geliyor diyemiyorum. Gözlerinde yabancısı olduğum, tanımlayamadığım karartılar dolaşıyor. Buğulu bakıyorsun sanki. Daha önce hiç duymadığım kelimelerle, senin olmayan cümlelerle konuşuyorsun. Anlayamıyorum… Sen sana benzemiyorsun uzun zamandır. Yeni ve tedirgin gibisin. Hangi ağacın, hangi dalında daha güvende olacağını bilemeyen bir bir kuş kadar cılız darbelerin ve uçamıyorsun. Böylesin. Ne söyleyebilirim ki... Kendi seçimin... Kendi doğrun... Öyle olsun... Git… Git, dünyanın bütün ağaçlarının gölgesinde tek başına otur. Kimselerin bilmediği şarkılar söyle, sesine başka sesler katılmasın.

Yanı başına düşen yaprağa aldırma, gagasıyla avucunu tıkırdatan kavuniçi kanatlı kuşa kırıntı atma, göle taş atma. Yapabilirsen yap bunları, değiş. Ne istiyorsan öyle olsun. Rüyalarını kimseye anlatma, kimselere endişelenme. Dağ yamaçlarının, adını bilmediğin sessiz çiçeklerin hep "adını bilmediğin çiçekler" olarak kalsın. Kitap sayfaları arasına papatya koyma, kurutma, gün gelip kimselere kuru çiçeklerle tazelenen sevgiler uzatma. Bunun hayalini bile kurma. Küçük sürprizler düşünme sözgelimi. Bir balık kadar sessiz ol, Tanrı kadar yalnız. Senin yaşamın, ne söyleyebilirim ki...

"Geçecek" demekten, beklemekten başka ne gelir elimden. Sabrederim… Umutlanırım… Kendimi oyalarım… Yalnız kalmak istiyorsan buna bir şey diyemem. Ama ben ne olacağım?! Kimsesiz kalacağım. İşte söylüyorum sana. Sözümün içinde bir yerlere koy. Ve iyice sakla. Ve inan...

Çekip gideceksin, bunu anladım. Hatta belki "gittin" bile. Ben yeni yeni anlıyorum bunu. En son ne zaman bakmıştın gözlerime ve en son ne zaman göz bebeklerimiz karışmıştı birbirine. Ah dilimin ucuna neler geliyor söylemekten ürküyorum. Sana olacakları düşünüyorum, ürküyorum. Bana olacakları düşünüyorum işin içinden çıkamıyorum. Buna değer mi diyorum, “değmez” biliyorum. Çünkü biliyorum… Çekip gitmek insanı nasıl yaralar biliyorum. Nasıl yalnız ve kimsesiz kalıyor insan. Nasıl gecelerin karası yüreğini sıvıyor, nasıl gözlerine mil çekiliyor biliyorum. Şimdi yüreğime çöreklenmiş acının her zerresini yeniden tadarak gidişini seyrediyorum. Üstüne "seviyorum" yazdığım bir kağıttan sandal yapıyor, dereye bırakıyorum. İster yüzsün, ister batsın, ister bir çalıya takılsın o kağıt… Sandal hep derenin bir yerinde olacak biliyorum. Ancak böyle rahatlıyorum.

 

Erol Serhat Kuseyri

http://genc.hurriyet.com.tr/02/02/27/deneme38.asp

 


25/3/2007

Doğan Cüceloğlu`ndan bir DERS!!

h1

Doğan Cüceloğlu'nun eğitimindeki katılımcılarla bir konuşmasından:
Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

Bir katılımcı: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarıyla yok.

Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?

Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: Ölüm.

Cüceloğlu:
Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır...

Cüceloğlu: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

Katılımcılar: Hayır

Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?

Bir katılımcı: Var.

Cüceloğlu: Yarın?

Bir katılımcı: Evet.

Cüceloğlu: 30 yıl sonra?

Bir katılımcı: Olabilir.

Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.

Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?

Bir katılımcı: Yoktur Hocam.

Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?

Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.

Bir katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?

Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

Bir katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir "Seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?

Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?