5/3/2007

Kalbi Hastalıklardan Arınmak - Ömer Karaarslan

h1

KALBİ HASTALIKLARDAN ARINMAK

 

Kalplerin paslanmasından bahseden Kuran kalbi hastalıklara birçok örnekle dikkat çeker. Aşağıda kısa kısa belli başlı hastalıkların tanımı, sebepleri ve arınma yollarına dair tavsiyeler demetini okuyabilirsiniz. Rabbimiz bizi kalpleri pak insanlardan eylesin.


1. Bencillik/Cimrilik

Tanımı:

  • Paylaşma konusunda gösterilen kalbe yerleşmiş bir hastalık

Sebepleri:

  • Aşırı mal sevgisi(tutkuyla bağlanmak)
  • Sahip olduğunu kaybetme korkusu. Bu da bir değerlendirme hatasından kaynaklanıyor, çünkü paylaştığı zaman ‘kaybetmez’.

İlacı:

  • Paylaşmanın yüce bir değer olduğuna dair bilinç yerleştirmek
  • Model/örnek olmak bu konularda

 

 

2. Haset

Sebepleri:

  • Kin ve Düşmanlık: Hased, kin ve düşmanlıkla beraberdir.
  • Çekememezlik: Başkasının kendisinden daha yüksek bir seviyeye geçmesinin kişiye ağır gelmesidir. Biri bir makam, ilim yahut mala kavuşursa o kimsenin kendisine karşı böbürleneceğinden ve kendisinin buna tahammül edemeyeceğinden korkmasıdır.
  • Tekebbür: Kişinin karakterinde bir büyüklenmenin var olması ve bu hasletin başkasını küçümseyerek onu emrinin altına alma çabasıdır. Şayet başkası bir nimete kavuşursa karakterindeki bu hasletin ona tahammül edemeyeceğinden korkar. Bir nevi savunma içgüdüsü.
  • İnsanın kendisini beğenmesi: Kendileri gibi bir insanın örn.: risalete ulaşmasını çekememe. Benim ondan ne farkım var ki demek.
  • Gayeye ulaşamama korkusu: Bir hedef üzerinde çekişenleri ilgilendirir. Onlardan her biri, başkasını o hedefe  yaklaştıracak bir durumla karşılaştıklarında bunu hazmedemez. Davayı kişiyle özdeşleştirmekten kaynaklanır İslami gruplar arası rekabeti ele aldığımızda. Dava ancak benim nefsimle kaim, yalnız benimle yücelmeli, başkasıyla yücelmesini çekememek. İslam’ı kendi malı görürse haset eder.
  • Baş olma ve şöhrete kavuşma tutkusu: Mesela herhangi bir kimsenin bir ilimde benzersiz olma isteğinin olması. Bu kişi, çağın en büyük bilgini gibi övgülerle karşılaşır da en uzak bir memlekette bir benzerinin çıktığını duyarsa, ya onun ölümünü yahut ondaki bu nimetin zail olmasını ister. İslami gruplarda da bu tip bir haset olgusu var.
  • Kötü kalblilik: Bu hastalığa yakalanan kimse, başka bir kimseye bir iyiliğin dokunmasını istemez. Birinin iyiliğinden söz edilirse, onun zoruna gider. Bu hangi alanda olursa olsun, burada kalbin gerçekten bozulmuşluğu sözkonusu. Diğer sebepler olmasa bile bu kişi haset eder.

İlacı:

  • Başkalarını kıskanmanın bize hiç bir şey kazandırmadığını bilmek
  • Başkalarındaki güzelliklerin bize kesinlikle zarar vermiyeceğini, tam tersine gıpta edildiğinde bizi de o nimete kavuşma konusunda motor güç olabileceğinin bilincinde olmak

 

3. Riya/Gösteriş

Tanımı:

  • Başka insanların takdirini kazanmak, onlara şirin gözükmek için gösteriş yaparak bir amelde/eylemde bulunmak.

Sebebleri:

  • Kişinin kendini eksik görmesi
  • Aşağılık kompleksi
  • İnsanların takdirini gözde büyütmek
  • Onay alma, önemsenme doğal duygusunun ölçüsünü kaçırmak

İlacı:

  • İhlas=Halkın takdirini ve tekdirini/kınamasını kişinin nezdinde eşit olması
  • İnsanların gerçek manada insanlara hiç bir şey kazandıramıyacaklarının bilincinde olmak, kısacası takdire aslında ihtiyacımız yok

 

 

4. Tutku

Tanımı:

  • Bir şeye tutsaklık derecesinde bağlılık, o şeyin esiri olmak,
  • Aşırı bağımlılık hali
  • Bilinçsizce bir bağlılık
  • Gözü kör eden bir olgu
  • Kendini bir şeye kaptırmak
  • Dünyayı hedef tahtasına oturtmak
Sebepleri:
  • Dünyaya bakışta çarpıklığın meydana gelmesi
  • Hayatın asıl gayesini unutmak

Örnek:

  • Gruplara lider olma tutkusu, kadın tutkusu vs.

İlacı:

  • Kalbe sinmiş bir hastalık olduğundan tutkunu olunan şey hakkındaki düşüncede değişiklik/devrim yaparak

 

 

5. Kibir/Gurur

Tanımı:

  • Büyüklenme hissi
  • Kendini olduğundan fazla büyük görmek
  • Diğer insanlara karşı üstünlük kompleksi

Sebepleri:

  • Başarıyı/ilmi/gücü kendine nisbet etmesi. Halbuki herşey Allah’tan.

Örnek:

  • Karun’un böbürlenmesi. ‘Bana bunlar bilgim sayesinde verildi’(ayet)

İlacı:

  • Objektif bir gözle insanın o kadar da büyük olmadığını görmek
  • Üstünlükleri Allah’a borçlu olduğumuzu ve bunların birer sınav olduğunu unutmamak. Örnek: Hz. Süleyman tahtı yanında bulunca ‘Bu Rabbimin lütfundandır. Şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim sınamak istiyor beni...’(ayet) dediği gibi yaklaşmak
  • Kişi kendisini olduğu gibi görse bile büyüklenebilir. Gerçekten var olan o üstünlükleri/meziyetleri ile böbürlenir şımarabilir. Bu yüzden iyi yanlarımız bizi gurur gibi bir hisse sevketmemeli

İlmin gururunu kırmak:

Bu gurur biçimi en katı olanlarındandır. Diploma, ilmi makam ve ünvanlar bir tarafa, hitabet, yazarlık, öğretmenlik, yol gösterme ve diğer vesileler, şeytanın insan nefsine yol bulduğu en elverişli alanlardır.

Çünkü bu alanlar şöhret kazandıran, halkın dikkatlerini çeken ve beğenilerini kazanmaya vesile olan alanlardır. Bu gibi şeyler ise nefsin hoşuna gider.


Hz. Peygamberin (a.s.) rivayete göre ‘İlmin afeti, gururlanmaktır.’ sözüyle dikkatleri kendisine çekmek istediği husus işte budur.


Yine onun söylediği söylenen bir sözünde şöyle buyurulur: ‘Kim alimlerle yarışmak, cahilleri aldatmak ve halkın beğenisini kazanmak için ilim öğrenirse, Allah onu ateşe sokar.’


Tedavisi çok zor olan bu hastalığa karşı çok uyanık olmak gerekir. Bilinmelidir ki, bize hitabet kabiliyetini ve düşünme gücünü veren Allah’tır ve farkına varmadan bu nimetlerini bizlerden geri alabilir.


Allah’ın bizler üzerindeki hakkına karşı nankör davranmamalı, bilakis şükretmeliyiz: "Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir!"  diye bildirmişti. (14/İbrahim suresi 7. ayet)


Nefis, güzel konuşma yahut takdirleri kazanmaktan dolayı gurur duyguları kabarmasın diye sürekli hesaba çekilmeli, duyguları yozlaştıran ve onlara bulaşan her şeyden temizlenmelidir.




Başkalarını Küçük Görmeyelim:

Kalbi hastalık olan kibir ve gururu besleyen en önemli dinamiklerden birtanesi de başkalarını küçük görmektir. Bu hal, içinde gizli bir tekebbür barındırmaktadır. Bu tekebbür kişiyi kendi eksiklikleri ve zaaflarına karşı körleştirmektedir. Başkalarını küçük görmek bilgi, tecrübe, (kıvrak) zeka ve kabiliyet vb. açılarından olabilir. Karşınızdaki insan sizden daha az bilgili olabilir, siz de başkalarından daha az bilgilisiniz. Aynısı diğer özellikler için de geçerlidir.

Konuyla ilgili Ercümend Özkan'ın 'Gençlere Tavsiyeleri'nden birkaç tavsiye aktarıyorum:

16. İnsanlarla ilişkilerinizde karşınızdakini sayınız ki onların da sizi saymasına yol açasınız. İnsanları, insan yerine koyunuz ki, Allah yarattığı her insanı insan olarak yaratmıştır ve insan saymıştır. Sizler de Müslümanlar olarak Allah'ın insan saydıklarına insan değeri veriniz. Bu, onlardaki yanlışlara değer vermek demek değildir. Yanlışlarını söylemeniz onları insan saymamak demek değildir, unutmayınız. Küçük olun büyük olun yalnızca doğrulara sahip çıkmaya bakın.

22. Sakın burnunuz yukarıda olmasın. Çabuk kırılır ve ayrıca burnunuzun ucunu bile göremezsiniz. Kibir ile vakârı birbirinden ayırdetmekte güçlük çekmeyiniz. Aradaki çok önemli farkı, fark ediniz. Müslüman?a yaraşan vakârlı (onurlu) olmaktır, kibirli olmak değil. Benlik davası gütmeyiniz.(İslam olana sahip çıkmaktır önemli olan, İslâmî olanı söyleyen ikinci plandadır, unutmayınız). Kendinizi bu açıdan çok gözden geçiriniz. Söylenenlere Allah için kulak veriniz. Her söyleyen size, çekemediğinden söylüyor sanmayınız. Bunu unutmayınız.

 

 6. Gıybet


Tanımı:

  • Başkasının aleyhinde o kişinin gıyabında atmak suretiyle kendini tatmin etme
  • Casusluk yapmak, laf getirip götürme özelliği
  • Gıybeti sözün amaç ve hedefi belirler(örn.: düşmanlık için arkadan konuşmak)
  • Kişi değerlendirmesi yapmak gıybet değildir, eğer karşıdaki kişi üzerinde bir hareket oluşmuyorsa, sadece bilgi aktarımı oluyorsa o zaman gıybet olur(örn.: üye yapılacak kişinin arkasından zaaflarını konuşmak ilgili/yetkili kişiler meclisinde(herkesin yanında olur olmaz zamanlarda değil) gıybet değildir.
  • Kitleleri peşlerinde sürekleyenlerin arkasında konuşmak da gıybet değildir.

Sebepleri:

  • Kalpteki bir boşluğa delalet eder. Bu eyleme ihtiyaç hissedilmesi bu boşluktan dolayıdır.
  • Tatmin olma isteği
  • Başkasının kusurlarını sıralayarak kendini aklama ve ne kadar da üstün biri olduğunu bu şekilde vehmetme, dolayısıyla rahatlamak
  • Dili terbiye etmemek

İlacı:

  • Nefsimizdeki başkalarının aleyhinde konuşurken oluşan bu arzuyu/doyumu farketmek ve bunun bayağı bir duygu olduğunu anlamak
  • Kendimizi bu suretle aklıyamayacağımızın farkında olmak, bunun(aklama niyetinin) kendini aldatma olduğunu görmek
  • Aynayı kendimize tutmayı alışkanlık hale getirmek, kendi kusurlarımızı daha fazla önemsemek, bunları daha fazla aramak

 

 

7. Atalet/Tembellik/Uyuşukluk

Tanımı:

  • Kalpteki dinamikliğin uyuşturulmuşluğunu ifade eder.
  • Düşüncede tembellik aklı felce uğratır, akıl terazisini paslandırır ve bu yüzden yanlış tartmalar artar. İnsanda başkalarını taklide yol açar. Aceleci bir şekilde çok yönlü, derin konularda hüküm vermeye sevkeder.

Sebepleri:

  • Zaman içerisinde birçok faktör bu uyuşukluğu sağlamıştır.
  • Rahat etme, kendini yormama
İlacı:

  • Düşünce ve eylem hareketliliğinden kaçan kişi rahatı arzulayıp istemesine rağmen, çoğu zaman bunu bulamaz. Kim tembelliğe alışıp, rahata meylederse rahat edemez. Ağırlık ve gevşekliği sevmek yorgunluk getirir. Denilmiştir ki:’Yorulmamak için yorul’

 

 

 8. Bağnazlık:

Bizde ‘Hakikati kabul etme hakikatine öncelik verme’ veya ‘Gerçeği kabul etme gerçeğine öncelik verme’ özelliği olmaz ise hakikat kendini ortaya koymaz. Kalbimiz hakikate açık ise doğru düşünmenin metodları bizi hedefe götürür. Hakikat işimize gelmese de onun sevdasıyla tutuşmalıyız. Buna ‘gerçeği yalnız gerçek olduğu için aramak’ da denir.


Hakikat kendini ortaya dökebilmek için insandaki ‘hakikati kabul etme hakikatine öncelik verme’ özelliğine muhtaç. Yalanın da insandaki ‘yalana meyilli yalanla hoşnut olma’ eğilimlerine ihtiyacı vardır.


“Hakikati kendi malımız gibi görmeliyiz, nerede bulursak almalıyız.” (Hadis).

“Yalana razı olanlar gerçeğin vasıflarını anlayamazlar.”

“Gerçeği aramada ısrarlı olan kişi yalanın cazibesini tanıyamaz.”


Gerçeği taleb edenlerin anlayış alanında yalanın sığacağı yer yoktur. Gerçeği ve gerçeğiarayan türdeş yaratıklardır.Yalan ve yalancı da aynı türdendir.


87/A’la suresi 8-13. ayetler:

Seni en kolaya muvaffak kılacağız.O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver.(Allah'tan) korkan[hakikati arayan] öğütten yararlanacak. Kötü kimse ise öğütten kaçınacaktır. O ki,en büyük ateşe girecektir. Sonra o, ateşte ne ölür ne de yaşar.

Yanlışlığını farkettiği an ondan hemen dönme uyanıklığı içindeki bir insanın dünyada yaşayan öteki insanlardan ne ölçüde ileri, ne ölçüde haklı ve ne ölçüde üstün olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.


Kişi camı elmas zannetiğini farkettiği an camı duvara fırlatıp elması sahiplenmeli.

 

 

Ömer Karaarslan






4/3/2007

Her Olayı Hayra Yormak..

h1

HER OLAYI HAYRA YORMAK MÜMİN VASFIDIR

Allah dünya hayatını her insan için ayrı ayrı deneme konularıyla yaratmıştır. Her insanın kaderi farklıdır. Kimi insan zengindir, güçlüdür, güzeldir, sağlıklıdır. Kimi insan ise yoksuldur, sade bir görüntüye sahiptir ve güçsüz bir bedeni vardır. Tüm bunlar Allah'ın dilemesiyle ve belli hikmetlerle yaratılmıştır. Bunların her biri her olayın kaderlerinde geliştiğini bilen ve Rablerine teslim olan müminler için çeşitli güzelliklerle dolu, hayırlı olaylardır. İnkar edenler içinse, Kuran ahlakından uzak bir hayat yaşamaları nedeniyle birer azap vesilesidir.


Bir olay veya karşılaşılan herhangi bir durum ilk bakışta ne kadar eksik, olumsuz veya kötü gibi de gözükse, her ne kadar nefsin hoşuna gitmese de, Allah tarafından varedilmiş olduğundan, müslümanca bakan bir göz için güzellik ve hayır doludur. Herşeyden önce insanın karşılaştığı her detay, yaşadığı her olay Allah'tan birer denemedir. Üstelik çoğu zaman göründüğünün aksine içinde büyük güzellikler taşıyan sırlarla doludur. İşte bu nedenle samimi iman sahibi olan bir insan, her ne olursa olsun, karşılaştığı olaylarda muhakkak hayır ve hikmetleri aramalı, Allah'ın kendisi için dilemiş olduğu kaderden herşeyiyle razı olmalı ve bu kaderine kayıtsız şartsız teslimiyet göstermelidir. Allah bizim Rabbimiz, Velimiz ve Sahibimizdir. Elbette O'nun tarafından takdir edilen her şey müminler için bir güzelliktir. Hepsi sevinç, mutluluk ve sabırla karşılanmalıdır.


Allah bir insana dünyada pek çok eksiklik ve acizlik yaşatabilir. Her insan doğuştan kusursuz bir güzelliğe sahip olmayabilir, hatta pek çok insan oldukça sıradan ve sade bir görünüme de sahip olabilir. Bu durum pek çok insan için yaşamı boyunca oldukça önem taşır. Bunun yanı sıra bir insan tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanıp, uzun yıllar oldukça sıkıntılı günler geçirebilir. Umulmadık bir anda bir kaza geçirip, sakat kalabilir veya doğduğu andan itibaren sahip olduğu bir hastalıkla tüm hayatı boyunca yaşaması gerekebilir.


Bunlar ve burada sıralayamadığımız daha nice olay dünya hayatına has eksiklik ve acizliklerdir. Ancak tüm bu eksiklik ve acizlikler, iman eden bir kimse için ahiret yurdundan bir pay arama vesilesidir. Çünkü hastalık, sakatlık ya da fakirlik gibi denemeler insanın dünya hayatının geçiciliğini anlaması için çok büyük vesilelerdir ve insanlara dünya hayatının geçiciliğini hatırlatır. Dünya hayatının geçiciliğinin farkına varan bir insan ise ahiret yurdunu kazanmak ve Allah'ın rızasını kazanabilmek için ciddi bir çaba harcaması gerektiğini de fark eder. Bu nedenle de iman sahibi, her olaya hayır görmek gözüyle bakan, Rabbine teslim olmuş bir kişi için aslında tüm bu eksiklikler birer lütuftur. Zira dünyada eksiklik olarak bir insanın karşısına çıkan bu gibi konular, ibret almasını, hikmet aramasını bilen bir insan için sonsuz hayatta büyük bir nimete dönüşür. Bu dünyada sahip olunan eksik bir özellik, iman eden bir kimse için ahirette o yönden kat kat güzellikler yaşamasına vesile olacak, ahiretteki mertebesinin artmasını sağlayacak, Allah'ın sevgisine vesile olacak konulardır. Allah dünya hayatındaki tüm bu eksiklik ve acizliklere sabredip, güzel ahlak gösteren müslümanlara sonsuz ahiret hayatında eşi benzeri olmayan nimetler sunacaktır.


Işte bu nedenle Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir insanın, bu gibi acizlikler karşısında dünya hayatında üzerine düşen sorumluluk sonsuz akıl sahibi olan Allah'a tam bir teslimiyet teslim olmasıdır. Allah kaderi çok büyük hayırlar ve hikmetlerle yaratmıştır. Insan bu hayırları ve hikmetleri bilemeyebilir, her birisini kavrayamayabilir. Ancak bu hayır ve hikmetlere Allah'ın vakıf olduğuna, muhakkak Allah'ın en mükemmel ve hayırlısını yaratacağına kani olmalıdır.


Insanların fakirlik, çirkinlik, bedeni acizlikler, hastalık gibi hoşlarına gitmeyen durumlara karşı şikayetçi ve isyankar bir tutum sergilemeleri Kuran ahlakında yeri olmayan davranışlardır. Güzel olan tavır, böyle bir imtihanla denenen müminin kalbinde içinde bulunduğu durum nedeniyle en ufak bir burkuntu bile oluşmamasıdır. Zira insan yalnızca Rabbine kulluk etmesi için yaratılmıştır. Kulluğunun bilincinde olan bir müminin en önemli görevi ise manevi anlamda kendisini geliştirmek, iman olarak Allah'a yakınlaşmak ve O'nu razı edebilmenin yolları aramaktır. Bunun dışında bedeni acizlikler, fakirlik ve yoksulluklar müminin tasasına kapılacağı, hoşnutsuzluk gösterip şikayetçi bir tutum takınacağı durumlar değildir. İnsan Allah'ı anmak, verdiği her nimet için O'na şükretmek, O'nun yüce kudretine, şefkatine, merhametine ve esirgemesine sığınmakla, O'nun zatını gereği gibi takdir edip yüceltmekle yükümlüdür. Bu nedenledir ki Allah'ı dost edinen ve tek Velisi'nden gelen her hayra muhtaç olduğunu bilenler, O'nun her olayı kendisini denemek ve kendisini asıl yurdundaki sonsuz güzelliklere hazırlamak için yarattığını bilirler. Bu imanla karşılaştıkları her olayda "Allah'ın bizim için diledikleri dışında, bize kesinlikle hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler" derler. (Tevbe Suresi, 51)


Kaynak: http://www.serapakincioglu.com/imanikonular/sa_olayhayir.html





4/3/2007

Şeytanın Oyunu `TEMBELLİK`

h1

ŞEYTANIN OYUNU; TEMBELLİK

Şeytanın en önemli hedefi insanların doğru yoldan sapmalarını sağlamaktır. Şeytan bu menfi amacını gerçekleştirmek için her türlü yöntemi dener. İrade kullanmayan bir kişi şeytanın bu çağrılarına kolaylıkla icabet ederek, onun istediği şekilde hareket eder ve tüm hayatını onun istekleri doğrultusunda yaşar. Ancak şeytanın iman edenler üzerinde zorlayıcı bir gücü yoktur. Onlar güçlü imanları ve şiddetli Allah korkuları nedeniyle her zaman vicdanlarının sesini dinler, şeytanın çağrılarına kulak vermezler.

 

Şeytanın dinden uzak yaşayan toplumlar üzerindeki en önemli etkilerinden biri insanlara tembellik ve miskinlik vermesidir. Çünkü tembellik insanı İslam'ın getirdiği güzel ahlaktan uzaklaştıracak, güzel ahlakı yaşama azminden engelleyecek bir ruh halidir. Eğer düşüncede ve iradede şiddetli bir tembellik varsa, o kişinin dini ve dinin gerektirdiği ahlakı yaşaması mümkün değildir. Çünkü din şevkle, heyecanla, kararlılıkla ve güçlü bir iradeyle yaşanır. Fiziksel bir çalışma olmasa bile, müslümanın aklı sürekli olarak güzelliklerle, iyiliklerle ve dine hizmet aşkıyla doludur. Sürekli man edenlere fayda getirecek bir hasenat peşindedir ve Allah'ın dinini anlatmak, insanları uyarıp korkutmak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak için bir gayret içindedir. Böyle bir insanın ne zihin olarak ne de fiziksel olarak tembellik yapması, miskinlikten hoşlanması mümkün değildir.

 

İnkar edenler ise tembellikten ve miskinlikten çok fazla zevk alırlar. Çalışma saatlerini türlü kaçamaklarla tembellik içinde geçirmeye çalışır, bu saatlerin dışında ise tek hedefleri miskinlik yapacakları bir ortama kavuşmaktır. Ancak asıl tembelliği zihinlerini hiç çalıştırmayarak, hiç düşünmeyerek yaparlar. Bu nedenlerinde akıllarında bir durgunluk, bakışlarında ve tavırlarında bir rehavet havası vardır. Ancak bu tembelliğin kendilerine verdiği zararın farkında değildirler. Üstelik bu ruh hali onlara çok büyük bir zevk verir. Kısa bir süre çalıştıktan sonra günlerce tembellik yapmayı kendilerine hak görürler. Ya da belli bir süre zihinlerini çalıştırıp, bir konu üzerinde dikkatlerini yoğunlaştırdıktan sonra saatlerce zihin tembelliği yapmayı normal karşılarlar.

 

Şeytan tembellikle insanları Allah'ın ve ahiret gününün varlığını, yaratılış amaçlarını, kendi eksik yönlerini düşünmekten engellemek ister. Çünkü insan eğer iradesini hiç kullanmaz ve şeytanın bu etkisine kapılarak düşünmekten kaçarsa, o zaman anlayıştan yoksun, apaçık olan gerçekleri göremeyen, düşünmesi gerekenler detaylıca anlatılsa bile bunları kavrayamayan bir insan haline gelmektedir. Kuran'da bu insan karakterine pek çok ayet ile dikkat çekilmiştir.

Dediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder. (Bakara Suresi,88)

Ayetlerde anlatılan bu insan modeli aslında çoğu kişiye pek uzak değildir. Eğer insan samimi olarak biraz düşünürse, belki de etrafındaki çoğu insanın böyle bir tembellik içinde olduğunu kolaylıkla fark edecektir. Fakat şeytanın bu telkininden ve etkisinden çıkmak çok kolaydır. İnsanların bunu nasıl yapacakları Kuran'da şöyle tarif edilmiştir;

Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Şeytan'ın) Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar. (Araf Suresi, 200-203)

 

Ayette de dikkat çekildiği gibi, şeytanın bu etkisini kaldırmanın anahtarı sadece samimi olarak düşünmektir. Allah insanı şeytanın etkisine karşı koymak için düşünmeye çağırır. Çünkü insanın zihin tembelliğini bir kenara bırakıp, Allah'ın ayetleri ve çevresini saran yaratılış mucizeleri üzerinde derin derin düşünmesi onu bu miskin ruh halinden hemen çıkarmaya yeter. Aksi durumda şeytan başarılı olmuş ve insanların Kuran'da anlatılan gerçeklerden uzaklaştırmış olur.

Tembellik aslında şeytanın çok önemli bir kozudur. İnsan tam güzel bir ahlakta, salih bir amelde ya da bir ibadette bulunacağı sırada şeytan tembellikle onu engellemeye çalışır. Örneğin tam dua etmeye karar verdiği sırada, dikkatini toplamasını engellemek ister ve miskinlik verir. Kişi bu hissin sonucunda bir anda uykuya dalar ve dua etmez. Ya da çevresini saran Yaratılış gerçeklerini düşünürken bir anda dikkatini dağıtır ve düşünme tembelliği verir. Sabah namaza kalkacağı sırada tembellik vererek, namazını kılmasını engellemeye çalışır. Uyku verir, yorgunluk verir ve insanı ibadetinden engellemeye çalışır. Böyle bir durumda şeytanın etkisini fark etmeyen, fark etse bile irade göstermeyen bir kişi şeytanın bu oyunu karşısında yenilir.

Şeytan insanların tembel olmasını ister, çünkü tembellik dinin getirdiği hareketli, canlı, neşeli, şevkli ve çoşkulu ruh halinden tamamen uzak bir hayat şeklidir. Müslüman ibadete şevk içinde başlar ve şevk içinde devam eder. Her anını düşünerek, dua ederek, Rabbini zikrederek neşe içinde geçirir. Allah katında her dakikasından, her anından sorulacağını bilmek onun şevkine ve neşesine neşe katar.

Allah'ın İnşirah Suresi, 7. ayette de "Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et" şeklinde bildirdiği gibi Müslümanın her anı dolu, her anı hareket içindedir. Fiziksel olmasa bile, aklı her an çalışmakta, her an bir hayır ve hasenat peşindedir. Bu canlılık, neşe ve şevk şeytana çok büyük bir darbedir. Çünkü şeytan bununla iman edenler üzerinde etkili olamayacağını bir kez daha fark edecektir.




Kaynak: http://www.serapakincioglu.com/imanikonular/sa_tembellik.html





25/2/2007

Kur`an-ı Kerim`de DUA

h1


"Kur`an-ı Kerim ne diyor?..

Biz ne yapiyoruz?"

 

Bu bolum, Kur`an-ı Kerim`i anlamaya calısan bir kisinin tamamiyle objektif olarak, yorum katmadan, bir konuyu, belirli ayetler ve sureler isiginda derleyip toplayarak hazirlanmistir. Bu hazirlanis tarzi ile tamamen nesnel olarak sunulmustur.


 

DUA ne demektir?

  • Kucugun buyukten, gucu yetmeyenin muktedir olandan ihtiyac ve dilegini uygun bir tazda icten davranarak istemesi
  • Yalvarma, yakarma..
  • Cagirma
  • Sorma
  • Ibadet ve kulluk

Kur`an-i Kerim` de ICABET vardir.. Icabet (isticabe), kelime anlami ile bir davete uymak demektir. Kur`an da Allah`in insanin ettigi dualara cevap vermesi anlamina gelir. Bu anlam da icabet, cevap vermyeye hazir olma demektir.


"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar." Bakara - 186


1. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
2. Hamd Alemlerin Rabbinedir.
3. Rahman ve Rahimdir.
4- Din gününün malikidir.
5- Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.
6-  Bizi doğru yola ilet;
7- Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.

Fatiha


"Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz." Neml - 62


"Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir." Mumin - 60



 

 

Derleyen: Erol Serhat Kuseyri

 

 

 

 

 

25/2/2007

Kur`an-ı Kerim`de SABIR

h1


"Kur`an-ı Kerim ne diyor?..

Biz ne yapiyoruz?"

 

Bu bolum, Kur`an-ı Kerim`i anlamaya calısan bir kisinin tamamiyle objektif olarak, yorum katmadan, bir konuyu, belirli ayetler ve sureler isiginda derleyip toplayarak hazirlanmistir. Bu hazirlanis tarzi ile tamamen nesnel olarak sunulmustur.


 

SABIR ne demektir?

  • Dayanma gücü
  • Bir kimseyi birseyden alikoymak ve nefsi darlik halindeyken tutmak
  • Islam da sevhetlere karsi alikoymak olarak da gecer.. Nefse hakim olmak..
  • Kararlilik.. Metanet
  • Insani, imtihandan geciren musibetler karsisinda isyana sapmama
  • Güclüklere karsi gogüs germe ve karsi koymak direnci


"Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır." Bakara - 45

 

"Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele." Bakara - 155

 

"Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz." Al-i Imran - 200

 

"İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir." Ankkebut - 58/59


1.Ey örtüsüne bürünen,
2. Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk:
3. (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt.
4. Veya üzerine ilave et. Ve Kur'an'ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku.
5.Gerçek şu ki, biz senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız.
6.Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır.
7.Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır.
8.Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel.
9.(Allah,) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka İlah yoktur. Şu halde (yalnızca) O'nu vekil tut. 
10.Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl.
11.Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini sen Bana bırak ve onlara az bir süre tanı. 
Muzemmil - 1/11

 


15.Yakın olan bir yetimi,
16.Veya sürünen bir yoksulu.
17. Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.
18.İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).
Beled - 12/18


1.Asra andolsun;
2.Gerçekten insan, ziyandadır.
3. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.
Asr


16. "Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır."
17."Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.
Lokman - 16/17


 

 

Derleyen: Erol Serhat Kuseyri