24/3/2007

"Kosti buraya gelip rakı içti mi?"

h1



Büyük taaruz emri verilmiş ordularımız Akdenize seller gibi akmaktadır.Yunan Ordusu panik halinde İzmir'i terkeder ve yerini şanlı ordumuzun ilk birliklerine bırakır. Mustafa Kemal Paşa'da maiyetiyle birlikte İzmir'e gelmektedir, ancak yol üzerindeki kasaba ve köylerden geçerken sık sık önü kesilmekte ahali tarafından müthiş bir sevgiyle kucaklanmaktadır. Nihayet İzmir'i tepeden gören bir yere gelirler, Mustafa Kemal Paşa orada küçük bir kır meyhanesi görür; “Beyler İzmir'e inmeden şurada birkaç duble içelim hem de dinleniriz” der.


Meyhaneye girerler, fakat meyhaneci Paşayı görünce mutfağa kaçar çünkü kendisi Rum vatandaşıdır. Mustafa Kemal meyhanenin uç tarafına oturur, buradan bütün İzmir panoramik bir şekilde görülmekte ve olağanüstü bir manzaraya sahiptir. Paşa hiç konuşmadan sigarasını yakar, rakısından bir yudum alır, o muhteşem gözlerini İzmir'den ayıramaz. Bir müddet sonra yaverine; “Meyhaneciyi çağrınız” der. Zavallı meyhaneci mutfakta korkudan titremektedir, Yaver merak edilecek bir şey olmadığını söyleyerek güç bela Mustafa Kemal'in huzuruna getirir.

Meyhaneci titrek bir sesle; “Emredin Paşam” der. Paşa sorar; “Kosti buraya gelip rakı içti mi?” (Yunan Kralı Konstantin'e Atatürk her zaman Kosti demiştir) Meyhaneci bu soruya şaşırmış ve “Hayır Paşam buraya hiç gelmedi.” Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa; “Hayret! Bu şehir üç yıldır işgal altında ve buraya gelip rakı içmemiş, O zaman niçin İzmir'i almak istemiş ki!” diyerek o zamanın ağır şartlarında dahi bu muhteşem şakayla, savaş yorgunu yüzleri güldürmüştür.






5/3/2007

Kalbi Hastalıklardan Arınmak - Ömer Karaarslan

h1

KALBİ HASTALIKLARDAN ARINMAK

 

Kalplerin paslanmasından bahseden Kuran kalbi hastalıklara birçok örnekle dikkat çeker. Aşağıda kısa kısa belli başlı hastalıkların tanımı, sebepleri ve arınma yollarına dair tavsiyeler demetini okuyabilirsiniz. Rabbimiz bizi kalpleri pak insanlardan eylesin.


1. Bencillik/Cimrilik

Tanımı:

  • Paylaşma konusunda gösterilen kalbe yerleşmiş bir hastalık

Sebepleri:

  • Aşırı mal sevgisi(tutkuyla bağlanmak)
  • Sahip olduğunu kaybetme korkusu. Bu da bir değerlendirme hatasından kaynaklanıyor, çünkü paylaştığı zaman ‘kaybetmez’.

İlacı:

  • Paylaşmanın yüce bir değer olduğuna dair bilinç yerleştirmek
  • Model/örnek olmak bu konularda

 

 

2. Haset

Sebepleri:

  • Kin ve Düşmanlık: Hased, kin ve düşmanlıkla beraberdir.
  • Çekememezlik: Başkasının kendisinden daha yüksek bir seviyeye geçmesinin kişiye ağır gelmesidir. Biri bir makam, ilim yahut mala kavuşursa o kimsenin kendisine karşı böbürleneceğinden ve kendisinin buna tahammül edemeyeceğinden korkmasıdır.
  • Tekebbür: Kişinin karakterinde bir büyüklenmenin var olması ve bu hasletin başkasını küçümseyerek onu emrinin altına alma çabasıdır. Şayet başkası bir nimete kavuşursa karakterindeki bu hasletin ona tahammül edemeyeceğinden korkar. Bir nevi savunma içgüdüsü.
  • İnsanın kendisini beğenmesi: Kendileri gibi bir insanın örn.: risalete ulaşmasını çekememe. Benim ondan ne farkım var ki demek.
  • Gayeye ulaşamama korkusu: Bir hedef üzerinde çekişenleri ilgilendirir. Onlardan her biri, başkasını o hedefe  yaklaştıracak bir durumla karşılaştıklarında bunu hazmedemez. Davayı kişiyle özdeşleştirmekten kaynaklanır İslami gruplar arası rekabeti ele aldığımızda. Dava ancak benim nefsimle kaim, yalnız benimle yücelmeli, başkasıyla yücelmesini çekememek. İslam’ı kendi malı görürse haset eder.
  • Baş olma ve şöhrete kavuşma tutkusu: Mesela herhangi bir kimsenin bir ilimde benzersiz olma isteğinin olması. Bu kişi, çağın en büyük bilgini gibi övgülerle karşılaşır da en uzak bir memlekette bir benzerinin çıktığını duyarsa, ya onun ölümünü yahut ondaki bu nimetin zail olmasını ister. İslami gruplarda da bu tip bir haset olgusu var.
  • Kötü kalblilik: Bu hastalığa yakalanan kimse, başka bir kimseye bir iyiliğin dokunmasını istemez. Birinin iyiliğinden söz edilirse, onun zoruna gider. Bu hangi alanda olursa olsun, burada kalbin gerçekten bozulmuşluğu sözkonusu. Diğer sebepler olmasa bile bu kişi haset eder.

İlacı:

  • Başkalarını kıskanmanın bize hiç bir şey kazandırmadığını bilmek
  • Başkalarındaki güzelliklerin bize kesinlikle zarar vermiyeceğini, tam tersine gıpta edildiğinde bizi de o nimete kavuşma konusunda motor güç olabileceğinin bilincinde olmak

 

3. Riya/Gösteriş

Tanımı:

  • Başka insanların takdirini kazanmak, onlara şirin gözükmek için gösteriş yaparak bir amelde/eylemde bulunmak.

Sebebleri:

  • Kişinin kendini eksik görmesi
  • Aşağılık kompleksi
  • İnsanların takdirini gözde büyütmek
  • Onay alma, önemsenme doğal duygusunun ölçüsünü kaçırmak

İlacı:

  • İhlas=Halkın takdirini ve tekdirini/kınamasını kişinin nezdinde eşit olması
  • İnsanların gerçek manada insanlara hiç bir şey kazandıramıyacaklarının bilincinde olmak, kısacası takdire aslında ihtiyacımız yok

 

 

4. Tutku

Tanımı:

  • Bir şeye tutsaklık derecesinde bağlılık, o şeyin esiri olmak,
  • Aşırı bağımlılık hali
  • Bilinçsizce bir bağlılık
  • Gözü kör eden bir olgu
  • Kendini bir şeye kaptırmak
  • Dünyayı hedef tahtasına oturtmak
Sebepleri:
  • Dünyaya bakışta çarpıklığın meydana gelmesi
  • Hayatın asıl gayesini unutmak

Örnek:

  • Gruplara lider olma tutkusu, kadın tutkusu vs.

İlacı:

  • Kalbe sinmiş bir hastalık olduğundan tutkunu olunan şey hakkındaki düşüncede değişiklik/devrim yaparak

 

 

5. Kibir/Gurur

Tanımı:

  • Büyüklenme hissi
  • Kendini olduğundan fazla büyük görmek
  • Diğer insanlara karşı üstünlük kompleksi

Sebepleri:

  • Başarıyı/ilmi/gücü kendine nisbet etmesi. Halbuki herşey Allah’tan.

Örnek:

  • Karun’un böbürlenmesi. ‘Bana bunlar bilgim sayesinde verildi’(ayet)

İlacı:

  • Objektif bir gözle insanın o kadar da büyük olmadığını görmek
  • Üstünlükleri Allah’a borçlu olduğumuzu ve bunların birer sınav olduğunu unutmamak. Örnek: Hz. Süleyman tahtı yanında bulunca ‘Bu Rabbimin lütfundandır. Şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim sınamak istiyor beni...’(ayet) dediği gibi yaklaşmak
  • Kişi kendisini olduğu gibi görse bile büyüklenebilir. Gerçekten var olan o üstünlükleri/meziyetleri ile böbürlenir şımarabilir. Bu yüzden iyi yanlarımız bizi gurur gibi bir hisse sevketmemeli

İlmin gururunu kırmak:

Bu gurur biçimi en katı olanlarındandır. Diploma, ilmi makam ve ünvanlar bir tarafa, hitabet, yazarlık, öğretmenlik, yol gösterme ve diğer vesileler, şeytanın insan nefsine yol bulduğu en elverişli alanlardır.

Çünkü bu alanlar şöhret kazandıran, halkın dikkatlerini çeken ve beğenilerini kazanmaya vesile olan alanlardır. Bu gibi şeyler ise nefsin hoşuna gider.


Hz. Peygamberin (a.s.) rivayete göre ‘İlmin afeti, gururlanmaktır.’ sözüyle dikkatleri kendisine çekmek istediği husus işte budur.


Yine onun söylediği söylenen bir sözünde şöyle buyurulur: ‘Kim alimlerle yarışmak, cahilleri aldatmak ve halkın beğenisini kazanmak için ilim öğrenirse, Allah onu ateşe sokar.’


Tedavisi çok zor olan bu hastalığa karşı çok uyanık olmak gerekir. Bilinmelidir ki, bize hitabet kabiliyetini ve düşünme gücünü veren Allah’tır ve farkına varmadan bu nimetlerini bizlerden geri alabilir.


Allah’ın bizler üzerindeki hakkına karşı nankör davranmamalı, bilakis şükretmeliyiz: "Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir!"  diye bildirmişti. (14/İbrahim suresi 7. ayet)


Nefis, güzel konuşma yahut takdirleri kazanmaktan dolayı gurur duyguları kabarmasın diye sürekli hesaba çekilmeli, duyguları yozlaştıran ve onlara bulaşan her şeyden temizlenmelidir.




Başkalarını Küçük Görmeyelim:

Kalbi hastalık olan kibir ve gururu besleyen en önemli dinamiklerden birtanesi de başkalarını küçük görmektir. Bu hal, içinde gizli bir tekebbür barındırmaktadır. Bu tekebbür kişiyi kendi eksiklikleri ve zaaflarına karşı körleştirmektedir. Başkalarını küçük görmek bilgi, tecrübe, (kıvrak) zeka ve kabiliyet vb. açılarından olabilir. Karşınızdaki insan sizden daha az bilgili olabilir, siz de başkalarından daha az bilgilisiniz. Aynısı diğer özellikler için de geçerlidir.

Konuyla ilgili Ercümend Özkan'ın 'Gençlere Tavsiyeleri'nden birkaç tavsiye aktarıyorum:

16. İnsanlarla ilişkilerinizde karşınızdakini sayınız ki onların da sizi saymasına yol açasınız. İnsanları, insan yerine koyunuz ki, Allah yarattığı her insanı insan olarak yaratmıştır ve insan saymıştır. Sizler de Müslümanlar olarak Allah'ın insan saydıklarına insan değeri veriniz. Bu, onlardaki yanlışlara değer vermek demek değildir. Yanlışlarını söylemeniz onları insan saymamak demek değildir, unutmayınız. Küçük olun büyük olun yalnızca doğrulara sahip çıkmaya bakın.

22. Sakın burnunuz yukarıda olmasın. Çabuk kırılır ve ayrıca burnunuzun ucunu bile göremezsiniz. Kibir ile vakârı birbirinden ayırdetmekte güçlük çekmeyiniz. Aradaki çok önemli farkı, fark ediniz. Müslüman?a yaraşan vakârlı (onurlu) olmaktır, kibirli olmak değil. Benlik davası gütmeyiniz.(İslam olana sahip çıkmaktır önemli olan, İslâmî olanı söyleyen ikinci plandadır, unutmayınız). Kendinizi bu açıdan çok gözden geçiriniz. Söylenenlere Allah için kulak veriniz. Her söyleyen size, çekemediğinden söylüyor sanmayınız. Bunu unutmayınız.

 

 6. Gıybet


Tanımı:

  • Başkasının aleyhinde o kişinin gıyabında atmak suretiyle kendini tatmin etme
  • Casusluk yapmak, laf getirip götürme özelliği
  • Gıybeti sözün amaç ve hedefi belirler(örn.: düşmanlık için arkadan konuşmak)
  • Kişi değerlendirmesi yapmak gıybet değildir, eğer karşıdaki kişi üzerinde bir hareket oluşmuyorsa, sadece bilgi aktarımı oluyorsa o zaman gıybet olur(örn.: üye yapılacak kişinin arkasından zaaflarını konuşmak ilgili/yetkili kişiler meclisinde(herkesin yanında olur olmaz zamanlarda değil) gıybet değildir.
  • Kitleleri peşlerinde sürekleyenlerin arkasında konuşmak da gıybet değildir.

Sebepleri:

  • Kalpteki bir boşluğa delalet eder. Bu eyleme ihtiyaç hissedilmesi bu boşluktan dolayıdır.
  • Tatmin olma isteği
  • Başkasının kusurlarını sıralayarak kendini aklama ve ne kadar da üstün biri olduğunu bu şekilde vehmetme, dolayısıyla rahatlamak
  • Dili terbiye etmemek

İlacı:

  • Nefsimizdeki başkalarının aleyhinde konuşurken oluşan bu arzuyu/doyumu farketmek ve bunun bayağı bir duygu olduğunu anlamak
  • Kendimizi bu suretle aklıyamayacağımızın farkında olmak, bunun(aklama niyetinin) kendini aldatma olduğunu görmek
  • Aynayı kendimize tutmayı alışkanlık hale getirmek, kendi kusurlarımızı daha fazla önemsemek, bunları daha fazla aramak

 

 

7. Atalet/Tembellik/Uyuşukluk

Tanımı:

  • Kalpteki dinamikliğin uyuşturulmuşluğunu ifade eder.
  • Düşüncede tembellik aklı felce uğratır, akıl terazisini paslandırır ve bu yüzden yanlış tartmalar artar. İnsanda başkalarını taklide yol açar. Aceleci bir şekilde çok yönlü, derin konularda hüküm vermeye sevkeder.

Sebepleri:

  • Zaman içerisinde birçok faktör bu uyuşukluğu sağlamıştır.
  • Rahat etme, kendini yormama
İlacı:

  • Düşünce ve eylem hareketliliğinden kaçan kişi rahatı arzulayıp istemesine rağmen, çoğu zaman bunu bulamaz. Kim tembelliğe alışıp, rahata meylederse rahat edemez. Ağırlık ve gevşekliği sevmek yorgunluk getirir. Denilmiştir ki:’Yorulmamak için yorul’

 

 

 8. Bağnazlık:

Bizde ‘Hakikati kabul etme hakikatine öncelik verme’ veya ‘Gerçeği kabul etme gerçeğine öncelik verme’ özelliği olmaz ise hakikat kendini ortaya koymaz. Kalbimiz hakikate açık ise doğru düşünmenin metodları bizi hedefe götürür. Hakikat işimize gelmese de onun sevdasıyla tutuşmalıyız. Buna ‘gerçeği yalnız gerçek olduğu için aramak’ da denir.


Hakikat kendini ortaya dökebilmek için insandaki ‘hakikati kabul etme hakikatine öncelik verme’ özelliğine muhtaç. Yalanın da insandaki ‘yalana meyilli yalanla hoşnut olma’ eğilimlerine ihtiyacı vardır.


“Hakikati kendi malımız gibi görmeliyiz, nerede bulursak almalıyız.” (Hadis).

“Yalana razı olanlar gerçeğin vasıflarını anlayamazlar.”

“Gerçeği aramada ısrarlı olan kişi yalanın cazibesini tanıyamaz.”


Gerçeği taleb edenlerin anlayış alanında yalanın sığacağı yer yoktur. Gerçeği ve gerçeğiarayan türdeş yaratıklardır.Yalan ve yalancı da aynı türdendir.


87/A’la suresi 8-13. ayetler:

Seni en kolaya muvaffak kılacağız.O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver.(Allah'tan) korkan[hakikati arayan] öğütten yararlanacak. Kötü kimse ise öğütten kaçınacaktır. O ki,en büyük ateşe girecektir. Sonra o, ateşte ne ölür ne de yaşar.

Yanlışlığını farkettiği an ondan hemen dönme uyanıklığı içindeki bir insanın dünyada yaşayan öteki insanlardan ne ölçüde ileri, ne ölçüde haklı ve ne ölçüde üstün olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.


Kişi camı elmas zannetiğini farkettiği an camı duvara fırlatıp elması sahiplenmeli.

 

 

Ömer Karaarslan






4/3/2007

What is a Preposition?

h1

What is a Preposition?


A preposition links nouns, pronouns and phrases to other words in a sentence. The word or phrase that the preposition introduces is called the object of the preposition.

The most common prepositions are "about," "above," "across," "after," "against," "along," "among," "around," "at," "before," "behind," "below," "beneath," "beside," "between," "beyond," "but," "by," "despite," "down," "during," "except," "for," "from," "in," "inside," "into," "like," "near," "of," "off," "on," "onto," "out," "outside," "over," "past," "since," "through," "throughout," "till," "to," "toward," "under," "underneath," "until," "up," "upon," "with," "within," and "without."

 


Edatlar (Prepositions) ingilizcede bir nesneyi başka bir kelimeyle birleştirmek için kullanılır. Biz bu edatları (Prepositions)  3 ana başlık altında inceleyeceğiz;

 

1-     Prepositions of Movement (Hareket belirten edatlar)

2-     Prepositions of Place (Yer Bildiren edatlar)

3-     Prepositions of Time (Zaman Bildiren edatlar)

 

1- Prepositions of Movement (Hareket belirten edatlar)

“to”                   =          Belirli bir yöne hareketi belirtmek için kullanılır.  

“through”           =          Kapalı bir yere doğru bir yönde hareketi ifade eder.

“across”            =          Bir yönden karşı bir yöne hareket için kullanılır.

2- Prepositions of Place                      (Yer Bildiren edatlar)

“at”                   =          Belirli bir yeri ifade etmek için kullanılır

“on”                  =          üst kısımda olan yerleri belirtmek için kullanılır.

“in”                   =          Bir şeyin yada bir yerin içindekini iade etmek için kullanılır.

3- Prepositions of Time                       (Zaman Bildiren edatlar)

“at”            = Belirli bir zamanı ifade etmek için kullanılır

“on”           = Belirli gün ve zamanları ifade etmek için kullanılır.

 

in the   - house, garden, room, kitchen, basket, bag, bottle, glass, cup, purse, corner, car, city, sky

on the - table, tloor, chair, wall, root, plate, shell, corner, be­ach, train, bus, ship, horse

at - school, home, the office, the bus stop, the door

 

My birthday is on Monday.  

I go to school at 7.00 a.m.

I was born in Trabzon.

The train goes through the tunnel

My book is on the table.

Jane is waiting for you at the bus stop.

The shop is at the end of the street.

My plane stopped at Dubai and Hanoi and arrived in Bangkok two hours late.

When will you arrive at the office?

Do you work in an office?

I have a meeting in New York.

Do you live in Japan?

Jupiter is in the Solar System.

The author's name is on the cover of the book.

There are no prices on this menu.

You are standing on my foot.

There was a "no smoking" sign on the wall.

I live on the 7th floor at 21 Oxford Street in London.








4/3/2007

Prepositions of Place

h1

Prepositions of Place: at, in, on

  • at for a POINT
  • in for an ENCLOSED SPACE
  • on for a SURFACE

at

in

on

POINT

ENCLOSED SPACE

SURFACE

at the corner

in the garden

on the wall

at the bus stop

in London

on the ceiling

at the door

in France

on the door

at the top of the page

in a box

on the cover

at the end of the road

in my pocket

on the floor

at the entrance

in my wallet

on the carpet

at the crossroads

in a building

on the menu

at the entrance

in a car

on a page

 

Notice the use of the prepositions of place at, in and on in these standard expressions:

at

in

on

at home

in a car

on a bus

at work

in a taxi

on a train

at school

in a helicopter

on a plane

at university

in a boat

on a ship

at college

in a lift (elevator)

on a bicycle, on a motorbike

at the top

in the newspaper

on a horse, on an elephant

at the bottom

in the sky

on the radio, on television

at the side

in a row

on the left, on the right

at reception

in Oxford Street

on the way

 






4/3/2007

Prepositions of Time

h1

Prepositions of Time: at, in, on

  • at for a PRECISE TIME
  • in for MONTHS, YEARS, CENTURIES and LONG PERIODS
  • on for DAYS and DATES

at

in

on

PRECISE TIME

MONTHS, YEARS, CENTURIES and LONG PERIODS

DAYS and DATES

at 3 o'clock

in May

on Sunday

at 10.30am

in summer

on Tuesdays

at noon

in the summer

on 6 March

at dinnertime

in 1990

on 25 Dec. 2010

at bedtime

in the 1990s

on Christmas Day

at sunrise

in the next century

on Independence Day

at sunset

in the Ice Age

on my birthday

at the moment

in the past/future

on New Year's Eve

Look at these examples:

  • I have a meeting at 9am.
  • The shop closes at midnight.
  • Jane went home at lunchtime.
  • In England, it often snows in December.
  • Do you think we will go to Jupiter in the future?
  • There should be a lot of progress in the next century.
  • Do you work on Mondays?
  • Her birthday is on 20 November.
  • Where will you be on New Year's Day?

 

 

 

 

 

Notice the use of the preposition of time at in the following standard expressions:

Expression

Example

at night

The stars shine at night.

at the weekend

I don't usually work at the weekend.

at Christmas/Easter

I stay with my family at Christmas.

at the same time

We finished the test at the same time.

at present

He's not home at present. Try later.

Notice the use of the prepositions of time in and on in these common expressions:

in

on

in the morning

on Tuesday morning

in the mornings

on Saturday mornings

in the afternoon(s)

on Sunday afternoons

in the evening(s)

on Monday evening

When we say last, next, every, this we do not also use at, in, on.

  • I went to London last June. (not in last June)
  • He's coming back next Tuesday. (not on next Tuesday)
  • I go home every Easter. (not at every Easter)
  • We'll call you this evening. (not in this evening)