25/2/2007

Vegetables

h1

asparagus  ısper'ıgıs kuşkonmaz
artichoke ar'tıçok enginar 
aubergine  o'bırjin patlıcan
bean  bin fasulye
beetroot  bit'rut pancar 
broccoli  broloki brokoli
cabbage  käb'îc lahana
capsicum  kapsikam (dolmalik) biber
carrot  ker'ıt havuç
cauliflower kô'lıflawır karnabahar
celeriac sel'ırik kereviz
chicory  çîk'ıri hindiba, günegik 
courgette kûrjet' dolmalık kabak
cress  kres tere
cucumber  kyu'k^mbır salatalık
eggplant eg'plänt patlıcan
fennel  fen'ıl rezene
garlic  gar'lîk sarımsak
kale  keyl karalahana
kidney bean kîd'ni bin barbunya 
kohlrabi  kolrabi yerlahanası
leek  lik pırasa
lettuce  let'îs marul, salata
marrow  mär'o kabak
mushroom  m^ş'rûm mantar
okra  o'krı bamya
onion  ^n'yın soğan
parsley  pars'li maydanoz
parsnip  pars'nîp yabanhavucu
pea pi bezelye
pepper pep'ır biber
potato  pıtey'to patates
pumpkin  p^mp'kîn balkabağı
radish  räd'îş turp
rocket rak'ît roka
shallot  şäl'ıt taze soğan
spinach  spîn'îç ıspanak
sprout  spraut brüksellahanası
squash  skwaş balkabağı
swede  swid şalgam
sweetcorn switkorn mısır
tomato  tımey'to domates
turnip  tır'nîp şalgam
watercress  wô'tırkres roka, su teresi 
zucchini  zûki'ni sakızkabağı

 

 

 

 

dressing  dres'îng (salata için) sos
basil  bäz'ıl fesleğen
bowl  bol kâse, tas
chilli  çılî kırmızı biber
coleslaw  kol'slô lahana salatası
corn  kôrn buğday
crisp  krîsp gevrek, taze
curly  curly kıvırcık, kıvır kıvır
feta  feta beyaz peynir 
ginger cîn'cır zencefil
herb  hırb (nane,vb.) ot, bitki 
layer  ley'ır tabaka, kat
leaf  lif yaprak
leafy  lifi yapraklarla kaplı
mash  mäş patates püresi
mint  mînt nane
mustard  m^s'tırd hardal
prawn  prôn karides
thyme  taym kekik
tray  trey tepsi, sini

 

 

 

Hazirlayan: Erol Serhat Kuseyri

 

25/2/2007

`Can Yücel` kimdir?

h1

HAYATI

Can Yücel (1926 - 12 Ağustos 1999), dünyaca tanınan modern Türk şairdir. Kullandığı kaba ama samimi dil ile Türk şiirinde farklı bir tarz yaratmıştır.

 

Can Yücel, 1926'da İstanbul'da doğdu. Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan ünlü kültür adamı Hasan-Âli Yücel’in oğludur.Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. Askerliğini Kore’de yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Bodrum’da turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve bir oğlu (Hasan) oldu.

 

Bu yıllarda Che Guevera ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıla mahkum oldu. İki yıl sonra genel bir afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından ''Bir Siyasinin Şiirleri'' adlı kitabını yayınladı. Şair'in bu kitabı için ilk kez yoğun ve ciddi şiirle ilgilendiği dönemin şiirlerini içerir diyebiliriz. "Bir Siyasinin Şiirleri" nin önsözünü yazan Refik Durbaş, kitabı ''Can Yücel'i geniş okuyucu kitlesiyle buluşturan, kişisel ve toplumsal yaşamın acı bir dönemini dile getiren, öfkeli, alaycı, boyun eğmeyen, siyasal şiirlere ağırlık verilen bir kitap'' olarak değerlendirir. Can Yücel ise yazdıktan seneler sonra, "kişinin dış baskıların hışmı karşısında kendi özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için kullandığı bir savunma mekanizması, baskının, acının üstüne gidiş" olarak nitelendirir.

 

1988' de kendisiyle yapılan bir söyleşide bu ifadeyi kullanan Can Yücel, müziğe geçişini şöyle anlatır : ''İlk şiirimi on yaşında yazdım. Babamın metresi olan hanımın yuvasındayken. Yuvada bir çocuk öldü. Çok üzüldüm, arkasından bir şiir yazdim. Şiirime babamın yardımı çok oldu. Şiire elverişli bir dünya yaratmıştı babam bana... Hep şiir çevresindeydim. Dili iyi biliyorsan, şiirin ne olduğunu biliyorsan yazmadan duramazsın.''

 

Şairin şiire bakış açısını düşündüğümüzde, Octavia Paz'la ilişkilendirmekte zorlanmayız. Bu ilişkiyi kuran ortaklık, ''Tek bir şiirin, kendini bütün şairlere yazdırması'' düşüncesidir. Octavia Paz, ''Şairler aslında bir tek şiiri yazar'' derken, Can Yücel şunları söyler : ''Ben şiiri ciddiye almıyorum ki zaten, yeter ki şiir beni ciddiye alsın! Davetsiz misafirdir...Pat diye gelir O, ya bir afrika menekşesini ya ölen bir delikanlıyı bahane eder, oturur karşıma, kaldırabilirsen kaldır artık.''

 

Can Yücel şiirlerinde var olan ironi için şunları söyler : ''Harika odur ki, insanlar kendi adlarına değil, kainat adına yazarlar. Bütünselliğin dışında bir şiir yoktur. Hayat ve ölüm de bir bütündür. Şiir bu bütünden çıkan çılgınlıktır. Çok ağır geçen hayatımızın içinde ironi, bütünselliği bozmayacak ana çaredir. Bir direnç kahkahasıdır.''

 

Kendisiyle yapılan bir söyleşide, şiir ve dil hakkındakı görüşlerini şöyle aktarmaktadır : ''Goethe der ya : dil orman gibidir. Ağaçlar çürür orman kalır. Bizde ağaçları kesmeye kalktılar.Bizde katıldık buna.Hala kahroluyorum.Yanlıştı. Sadeleştirme meselesi o bütünlüğün içinde sözcükleri, tümceleri nereye oturttuğunun hesabını vermek meselesidir. Kelimeler bütünselliğin parçalarıdırlar. Şiir kelimeleri bu galaksiye hediye etmektir.

 

Can Yücel'in şiirsel imgesini kuruşundaki kaynakları; doğa, insanlar, olaylar,kavramlar, heyecanlar duyumlar ve duygulardır. Şiirlerinin çoğunda sevdiği insanları buluruz. ''Maaile'' şairin kitaplarından birine koyduğu bir ad. Şair için ailesi çok önemlidir, eşi, çocukları torunları, babası... Bu insanlarla olan sevgi dolu yaşamı şiirlerine yansımaktadır. ''Küçük Kızım Su'ya'', ''Güzel'e'', ''Yeni Hasan'a Yolluk'', ''Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim'' bu sevgi şiirlerinden bazılarıdır.

 

Şairdeki imgeyi dönüştürme işlemi, gerçeküstücülerin üzerinde durmuş oldukları bilinçdışını özgürleştirme çabasıyla bağdaşır.

 

Son yıllarında Datça’ya yerleşti ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlandı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`e hakaretten yargılanan Yücel, 18 Nisan seçimlerinde ÖDP`nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya gömüldü.

 

Kaynaklar:
http://www.geocities.com/canyucels/
http://tr.wikipedia.org/

 


Can Yücel`in kimi Şiirlerine ulasabilirsiniz:

http://www.geocities.com/canyucels/siir/siirler.htm


 

Her Şey Sende Gizli

 

yerin seni çektiği kadar ağırsın

kanatların çırpındığı kadar hafif

 

kalbinin attığı kadar canlısın

gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç

 

sevdiklerin kadar iyisin

nefret ettiklerin kadar kötü

 

ne renk olursa olsun kaşın gözün

karşındakinin gördüğüdür rengin

 

yaşadıklarını kar sayma:

yaşadığın kadar yakınsın sonuna,

 

ne kadar yaşarsan yaşa,

sevdiğin kadardır ömrün

 

gülebildiğin kadar mutlusun

üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin

 

sakın bitti sanma her şeyi,

sevdiğin kadar sevileceksin.

 

güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

 

bir gün yalan söyleyeceksen eğer

bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın

 

ay ışığındadır sevgiliye hasret

ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

 

unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın

güneşin seni ısıttığı kadar sıcak

 

kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın

ve güçlü hissettiğin kadar güçlü

 

kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin

işte budur hayat!

işte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın

bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

 

çiçek sulandığı kadar güzeldir

kuşlar ötebildiği kadar sevimli

bebek ağladığı kadar bebektir

ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin

 

bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin

Can Yücel


Akdeniz Yaraşıyor Sana

 

Akdeniz yaraşıyor sana

       Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun

       Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında

Hiç dinmiyor motorların gürültüsü

Köpekler havlıyor uzaktan

Demin bir çocuk ağladı

Fatmanim cumbadan çarşaf silkiyor yine

Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir

Denizi tokmaklıyor balıkçılar

      Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak

      O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği

Hayatta yattık dün gece

Üstümüzde meltem

Kekik kokuyor ellerim hala

Senle yatmadım sanki

Dağları dolaştım

Ben senden öğrendim deniz yazmayı

Elimden düşmüyor mavi kalem

Bir tirandil çıkar gibi sefere

Okula gidiyor öğretmenim

Ben de ardından açılıyorum

Bir poyraz çizip deftere

Bir ada var sırf ebabil

Dönüyor dönüyor başımda

Senle yaşadığım günler

Gümüş bir çevre oldu ömrüm

Değince güneşine

Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını

Gözlerim kamaşınca senden

Ölüm belki sularından kaçırdığım

O loş suda yıkanmaktır

Durdukça yosundan yeşil

Kulaç attıkça mavi

Ben düzde sanırdım yıkıntım

Örenim alkolik asarım

Mutun doruğundaymışım meğer

Senle çıkınca anladım

Eski Yunan atları var hani

Yeleleri büklümlü

Gün inerken de öyle

Ağaçtan izdüşümleriyle

Yürüyor Balan tepeleri

Yürüyor bölük bölük can

Toplu bir güzelliğe doğru

Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize 

Can Yücel


Buluşmak Üzere

 

Diyelim yağmura tutuldun bir gün 

Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek 

Öbür yanda güneş kendi keyfinde 

Ne de olsa yaz yağmuru 

Pırıl pırıl düşüyor damlalar 

Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın 

Dar attın kendini karşı evin sundurmasına 

İşte o evin kapısında bulacaksın beni

 

Diyelim için çekti bir sabah vakti 

Erkenceden denize gireyim dedin 

Kulaç attıkça sen 

Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan 

Ege denizi bu efendi deniz 

Seslenmiyor 

Derken bi de dibe dalayım diyorsun 

İçine doğdu belki de 

İşte çil çil koşuşan balıklar 

Lapinalar gümüşler var ya 

Eylim eylim salınan yosunlar 

Onların arasında bulacaksın beni

 

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya 

Çakmak çakmak gözleri 

Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı

Herkes orda sen de ordasın 

Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından 

Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim 

Özgürlüğe mutluluğa doğru 

Her işin başında sevgi diyor 

Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili 

Bi de başını çeviriyorsun ki 

Yanında ben varım 

Can Yücel


66. Sonnet

 

Vazgeçtim bu dünyadan
Tek ölüm paklar beni
Değmez bu yangın yeri
Avuç açmaya değmez

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz
Ezilmiş hor görülmüş el emeği göz nuru
Ödlekler geçmiş başa derken mertlik bozulmuş

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen'e

Vazgeçtim bu dünyadan
Dünyamdan geçtim ama
Seni yalnız komak var
O koyuyor adama

(W.Shakespeare/Çeviren:Can yücel)

 

 

 

25/2/2007

Kur`an-ı Kerim`de DUA

h1


"Kur`an-ı Kerim ne diyor?..

Biz ne yapiyoruz?"

 

Bu bolum, Kur`an-ı Kerim`i anlamaya calısan bir kisinin tamamiyle objektif olarak, yorum katmadan, bir konuyu, belirli ayetler ve sureler isiginda derleyip toplayarak hazirlanmistir. Bu hazirlanis tarzi ile tamamen nesnel olarak sunulmustur.


 

DUA ne demektir?

  • Kucugun buyukten, gucu yetmeyenin muktedir olandan ihtiyac ve dilegini uygun bir tazda icten davranarak istemesi
  • Yalvarma, yakarma..
  • Cagirma
  • Sorma
  • Ibadet ve kulluk

Kur`an-i Kerim` de ICABET vardir.. Icabet (isticabe), kelime anlami ile bir davete uymak demektir. Kur`an da Allah`in insanin ettigi dualara cevap vermesi anlamina gelir. Bu anlam da icabet, cevap vermyeye hazir olma demektir.


"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar." Bakara - 186


1. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
2. Hamd Alemlerin Rabbinedir.
3. Rahman ve Rahimdir.
4- Din gününün malikidir.
5- Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.
6-  Bizi doğru yola ilet;
7- Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.

Fatiha


"Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz." Neml - 62


"Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir." Mumin - 60



 

 

Derleyen: Erol Serhat Kuseyri

 

 

 

 

 

25/2/2007

Kur`an-ı Kerim`de SABIR

h1


"Kur`an-ı Kerim ne diyor?..

Biz ne yapiyoruz?"

 

Bu bolum, Kur`an-ı Kerim`i anlamaya calısan bir kisinin tamamiyle objektif olarak, yorum katmadan, bir konuyu, belirli ayetler ve sureler isiginda derleyip toplayarak hazirlanmistir. Bu hazirlanis tarzi ile tamamen nesnel olarak sunulmustur.


 

SABIR ne demektir?

  • Dayanma gücü
  • Bir kimseyi birseyden alikoymak ve nefsi darlik halindeyken tutmak
  • Islam da sevhetlere karsi alikoymak olarak da gecer.. Nefse hakim olmak..
  • Kararlilik.. Metanet
  • Insani, imtihandan geciren musibetler karsisinda isyana sapmama
  • Güclüklere karsi gogüs germe ve karsi koymak direnci


"Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır." Bakara - 45

 

"Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele." Bakara - 155

 

"Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz." Al-i Imran - 200

 

"İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir." Ankkebut - 58/59


1.Ey örtüsüne bürünen,
2. Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk:
3. (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt.
4. Veya üzerine ilave et. Ve Kur'an'ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku.
5.Gerçek şu ki, biz senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız.
6.Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır.
7.Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır.
8.Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel.
9.(Allah,) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka İlah yoktur. Şu halde (yalnızca) O'nu vekil tut. 
10.Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl.
11.Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini sen Bana bırak ve onlara az bir süre tanı. 
Muzemmil - 1/11

 


15.Yakın olan bir yetimi,
16.Veya sürünen bir yoksulu.
17. Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.
18.İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).
Beled - 12/18


1.Asra andolsun;
2.Gerçekten insan, ziyandadır.
3. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.
Asr


16. "Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır."
17."Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.
Lokman - 16/17


 

 

Derleyen: Erol Serhat Kuseyri

 

 

 

 

 

24/2/2007

`Henry Morgenthau` kimdir?

h1

....


Kanımca Lewy’nin makalesindeki en önemli eksiklik sadece bir yerde atıf yaptığı dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau’dan yeterince bahsetmemesi. Her ne kadar bahsettiğiz kaynaklar önemli olsa da , Ermeni Tehcirinin dünyada özellikle de Amerikan toplumunda ‘Soykırım’ olarak algılanmasında büyükelçinin 1918 yılında yayımladığı “Ambassador Morgenthau’s Story” adlı kitabın etkisi büyük. Bu kitabın günümüzde bile Ermeni Soykırımının en önemli kaynaklarından biri olduğu kabul ediliyor.

 

Kimdir Morgenthau? Yahudi kökenli olup New York’ta emlak komisyonculuğu yapan Morgenthau dönemin ABD Başkanı Wilson’a 1912 seçimlerinde verdiği destek karşılığında Osmanlı İmparatorluğuna Büyükelçi olarak atanır. Kasım 1913′ten Şubat 1916′ya kadar (İmparatorluğun en çalkantılı döneminde ) İstanbul’daki bir çok olaya da şahit olur. Savaş boyunca ABD Büyükelçiliği, İtilaf Devletlerinin gayri resmi bürosu gibidir. Bu devletlerinin İstanbul’daki vatandaşlarının, savaş esirlerinin işlerini takip eder. Başta Talat Paşa olmak üzere hükümet üyeleriyle, Alman Büyükelçi Wangenheim ile sürekli görüşür. Hatta Çanakkale Cephesini ziyaret eder.

 

İki yıl sonra İstanbul’da tuttuğu günlüğünü Burton J. Hendrick adlı ünlü bir gazeteciye vererek ( ABD Dışişleri Bakanlığı’nın da desteğiyle) düzenler, kitap haline getirir. Amerikalı bir tarihçinin ifadesiyle “Amerikalıların nesiller boyu belirli bir ulus ve ülkeye bakış açısının şekillendirilmesinde “Ambassador H. Morgenthau’nun öyküsü” diye bilinen kitap kadar etkili olanı çok azdır .

 

Zannedilenin aksine kitabı Morgenthau yazmamış, günlüğü ve yazdığı mektuplar kaynak olarak kullanılmıştır. (Tabi değiştirilerek!) Tarihçi Heath W. Lowry’e göre Morgenthau’nun İstanbul’daki Büyükelçilikteki Ermeni yardımcıları Agop Andonian ve Schmavonian ana taslağı hazırlamış, Amerikaya döndüğünde başkan adına Dışişleri Bakanı R. Lansing son rötuşları yapmış, dönemin ünlü gazetecisi Hendrick’te kaleme almıştır

 

Kitabın Çanakkale Muharebeleriyle ilgili kısmı Yeditepe Yayınevi tarafından yayınlanmıştı. İlgili bölüm okunduğunda ABD Büyükelçisinin Türklere karşı ne kadar önyargılarla dolu olduğu anlaşılıyor. (Çanakkale Devler ülkesinde Devler Savaşı, Yeditepe Yayınevi , 2005)

 

Büyükelçinin yayınlanmamış günlükleri ile sonradan yayımlanan kitap arasından ciddi farklar olduğunu söyleyen Tarihçi Lowry’e göre sonradan yapılan eklemelerle başta Talat paşa olmak üzere dönemin Türk yöneticileri (hatta Türkler) insanlıktan nasibini almamış kişiler, böyle bir suçu işleyecek yapıda insanlar olarak gösterildi. (Oysa aynı büyükelçi yayımlanmamış günlüğünde daha ılımlı ve dostane ifadeler kullanıyordu. Aynı dönemde İstanbul’da görev yapan Amerikalı gazeteci Schreiner, Morgenthau’nun Osmalı Devlet Adamları ve Alman Büyükelçisiyle çok yakın dostlukları olduğunu yazmıştı.)

 

 

Osmanlı Ermenilerinin başına gelenlere en önemli kanıt olarak gösterilen bu kitap ABD Hükümetinin desteğiyle 1918′de basıldı. Kitabın başlıca vurguladığı noktalar :
1. İttihat Terakki Hükümetini savaşa Almanyanın emperyalist emelleri sürüklemiştir.
2. İttihatçı Liderler Talat Bey ve Enver Paşa savaşı fırsat bilerek Osmanlı Ermenilerini sürme kararı aldılar.
3. Kötü ruhlu Enver ve Talat’ı Ermenileri alçakça yok etme planından vazgeçirmek için yılmaksızın çaba sarfeden tek kişi Morgenthau’dur.
4. Gayretleri sonuç vermedi. Çünkü onları vazgeçirebilecek tek kişi olan Alman Büyükelçisi Wangenheim ilgisiz kalıp biçare Ermenilerin hakkını korumayı reddetti.

 

1918′de kitap yayınlandıktan sonra Büyükelçiye en büyük tepki 1915′te İstanbul’da bulunduğu sırada aynı yerde görev yapan bir kaç kez Çanakkale cephesine giden , Doğu Anadolu’da Ermenilerin tehcirini izleyen Associated Press Muhabiri Amerikalı Gazeteci George A. Schreiner’den geldi.

 

“Türklere mal ettiğiniz acımasızca davranışlara siz pek tanık olmadınız. Bunun yanısıra ayaklanmanın olduğu yerdeki Ermenilerin sayısından çok Ermeninin öldürüldüğünü iddia ettiniz. Sizinle çok açık konuşmam gerekirse Türkleri yeryüzünün en kötü, Almanları da eğer böyle bir şey mümkünse onlardan da kötü varlıklar haline getirme çabalarınızı desteklemem imkansız”
...

 

 

Kaynak: http://gelenek.wordpress.com/2006/10/19/ermeni-tehciri-tartismalari-ve-bilenen-kiliclar/